Dead Girls and Other Stories. İnternette amaçsızca fink atarken rastladım. Sadece ismini biliyorum bu grubun zaten ilgimi çeken de isimleri, post-rock grubu olabileceklerini tahmin ederek tıkladım ama değillerdi. Her ne kadar bir şarkılarını dinlemiş olsam da uzun süre idare edecek gibi beni.
Standart bir google araması pek sonuç döndürmedi haklarında. İki albümleri varmış ama dediğim gibi, bırakın albümü tek şarkılarını dinledim ben, o da Fly! Tatlı tatlı giderken birden ortalık karışacak sandım ama avucumu yaladım, ikinci bölüm belki biraz haklı çıkardı gerçi.
Dead Girls And Other Stories – Fly
Madem başladık, Dexter ile hayatıma giren The Pierces – Secret ile devam edelim çünkü birbirlerini çeken şarkılar bunlar. Sahi, Dexter Jr.‘ı gördünüz mü ? Artık başlasın yahu şu yeni sezon.
İki oldu, üçe tamamlamadan bırakmam. Pek yaza uygun gitmiyoruz ama sırayı ve anlamı bozmadan devam edelim. Lacuna Coil son darbeyi indirsin ne dersiniz ?
Avustralyalı grup Karnivool, fazlasıyla alternatif, tadında progresif ve metale göz kırpan bir müzik yapıyor. Artık tek katmanlı müzik yapan grup bulmak zorlaştı zaten. Her şarkının başında farklı bir şeyler anımsamanız kuvvetle muhtemel. Anlatması bir hayli zor ama çok güzel müzik yapıyorlar demek çok kolay. Yeni albümleri Sound Awake de taze çıktı. Dinlemek isteyenlere ordovr benden, asıl ziyafet ise myspace sayfalarında.
Olur ya İsveç e yolunuz düşer ve üstüne üstlük In Flames‘in stüdyolarının, nam-ı diğer IF Studios, önünden geçerseniz ve tesadüf bu ya, bir de stüdyonun ışıkları yanıyor olursa bilin ki içeride Diablo Swing Orchestra yeni albüm kaydıyla uğraşıyor. Işıklar sönükse yapacak bir şey yok.
“Sing-Along Songs For the Damned & Delirious” ismiyle Eylül ayında çıkacak albüm, The Butcher’s Ballroom sonrası müthiş bir merak uyandırıyor kuşkusuz. Hiç değilse benim için öyle, pek severim kendilerini.
Ne demiştik ? An itibariyle davul ve gitar kayıtları ile cebelleşen grup, yeni albüm için bir de misafir çağırmış. Kosma Ranuer, bariton vokali ile iki şarkıya renk katacakmış. Eh, sabırsızlığımı arttırmaktan başka bir etki yaptığı söylenemez. Bakalım, pazar günü birkaç fotoğraf görebileceğiz sanırım stüdyodan.
Bütün bunlardan sonra, Özgür‘ün ellerinden leziz bir Diablo Swing Orchestra röportajı afiyetle okunur bence.
İnsana demezler mi sen önce yarım bıraktığın serileri bitir! Terbiyesiz!! diye…
Hatasının farkında olmayan fütursuz çocuk modunda hemen konuya giriyor; “ne insanlar gördüm üstünde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok” tandanslı konseptimize, “ne olursan ol yine gel” merkezli bir düşünce yapısı ile yaklaşıp, tür kaygısı olmadan, aa bak ben bu albümü çok sevdim, üstüne kapağına da bayılınca… Aslında kestirme yoldan gidersek, sırf ortaya bir yazı dizisi çıksın diye bu başlık altında, bir grup, bir albüm ve birkaç mp3′den oluşan minik yazılar yazma amacındayım. Yani, alışık olmadığımız bir şey değil. Tamam, dağılabilirsiniz.
2008 yılının ıskaladığım albümlerinden, pg.lost icadı It’s Not Me, It’s You! ile serinin ilk yazısına başlayalım:
Post-rock kazan, ben kepçe gezdiğim şu günlerde başka bir grupla çıkagelmem beni bile şaşırtacaktı doğrusu. Olayın İsveç’te vuku bulması ise bünyede, ehehe bildiğimiz topraklar yavrum hissi uyandırıyor ki yazarken muazzam bir rahatlık hissi veriyor. Aslında lafı hiç uzatmak niyetinde değilim, o yüzden bu saçma sapan ego tatmin laflarını bir yana bırakırsam geriye sadece pg.lost tayfasının Explosions in the Sky kuvvetinde müziğiyle, Sigur Ros matemi arasında gidip gelen ezgileri kalıyor.
Bu arada, grup elemanları yeni albüm çalışmalarına son sürat devam ettiklerinden, pg.lost lafzı ilerleyen günlerde de 110 desibel sayfalarında olacak efendim, şimdiden söyleyeyim dedim.
Argh aslında bu günü ödev yaparak geçirmeliyim.. Ama ben ne yapıyorum ödevden önce son çıkışı kaçırmayıp, Solsikk hakkında minik bir yazıyı araya sıkıştırıyorum ve bütün bunları Biomechanical hatırına yapıyorum.
Tamam, bu haber uzun zamandır yazılacaklar listemdeydi… ama birer birer unutulanlar bir tek eski dostlar değilmiş demek ki a dostlar.
Ne demiştim, Biomechanical. İlla bir kategori içerisine sokacağım diye uğraşırsanız size zorlu dakikalar yaşatacak bol katmanlı, uçuk – kaçık bir müzik yapan İngiliz grup. Pek severim!! Böyle bir grubun eski elemanı Chris Webb tarafından kurulan Solsikk, ikinci bir Biomechanical elemanı ile – “Matt C.” – davulcu eksiğini kapatmış. Son boşluk bas gitarist de ekibe eklenince, ilk albüm “Volatile Territoty” için yolun sonundaki ışık birden görünüvermiş. Hatta 10 parçalık albümün 8 parçası şimdiden kaydedilmiş bile.
Metal, rock, pop, pop-metal, pop-rock, rocky-metal, heavy rock, soft metal etkileri gösterecek bir albüm yapacaklarını hatta bununla yetinmeyip hatun vokal Vykki nin yetenekleri ile işin içine soul, r&b ve blues tatları da katacaklarını dillendiriyorlar. Haliyle bu kadar çeşitle kıllanan merakımız, gurubun myspace sayfasında küçük bir tur atarak bir nebze olsun törpülenebilir. Gerçi myspace den iki şarkıyı ben zaten aşağı iliştirdim.
Ya bir zamanlar bir de soulseek vardı. Ne güzel paylaşım programıydı o öyle değil mi ? Gerekirse albüm albüm çatır çatır indirirdi. Kullanıcıların paylaştıklarını didikleyip yeni keşifler yapmak ise bambaşka bir keyifti.
Evet Nine Inch Nails çıldırmış olmalı. Çünkü büyük, gerçekten büyük yer tutan bir veriyi torrent olarak internete ve hayranlarınıza armağan edeceksiniz. Ohyş!
Şimdi biraz daha detaya gireyim. Büyük çok büyük dosya olarak bahsettiğim, 100 değil 200 değil 300 değil tam 405 GB (ahaha hepimizin çocukluk hayali bu kalıbı cümle içinde kullanmak) yer kaplayan devasa boyutta 3 konserden oluşan bir footage.
Tamam, geçenlerde albümlerini ücretsiz dağıttıklarında şaşırmamıştım. Süper internet siteleri bana kalp krizi geçirtmemişti, flickr da pro hesap alıp tur fotoğraflarını kocaman boyutlarda paylaşmaları görülmemiş şey değildi (ki şimdilik bir adet fotoğrafları sol tarafta blogumu süslüyor) fakat 405 gblik el değmemiş, montajlanmamış konser görüntüsünü grubun bizzat paylaşması çok hoş… Gerçekten çok hoş…
Nereye sığacağı, ülkemizin süper hızlı interneti ile ne kadar zamanda ineceği mühim değil. 3 farklı konser kaydı, buyrun buradan yakın:
[ » gerisi nerede ? ]
Şeker ve yetenekli insanlar topluluğu Yora‘dan adrenalin patlaması yaşatan bir haber:
Uzunca bir suredir üzerinde uğraş verdiğimiz EP albümümüz “Bugün“, isteyen herkesle buluşmaya hazır.
Peyote‘den ve önümüzdeki her konserimizde açacağımız EP standlarımızdan albümümüzü 5 ytl’ye satin alabilirsiniz.
İstanbul dışında yaşayan dinleyicilerimiz ise kargo ücreti kendilerinden olmak koşuluyla bizlere herhangi bir ücret ödemeden EP’mize sahip olabilirler. Bunun için ister myspace üyeliğimize, isterlerse de yoramusic _|a|_ gmail.com adresine konuyla ilgili bir mail atmaları yeterli.
Eğer albümü iki hafta önce almadıysanız hemen temasa geçin derim, Yora gibi bir gruba sahip olduğumuz için çok şanlıyız vesselam.
[ » gerisi nerede ? ]
Irak ile boğuşurken İran’dan dem vurmamak olmaz. Mesela hemen, İran‘da pişen, pek lezzetli ama kokusu bana geç ulaşan bir lezzetten, Farzad Golpayegani den bahsedelim.
Farzad Golpayegani, yaklaşık 14 sene önce gitarı eline almış, bir daha bırakmamış, kendisi gibi sanatçı bir babanın oğlu. İran gibi bir ülkede, müzikal bir superman edası ile albümlerinin her türlü işçiliğini üstlenmiş, kapağından enstrümanlarına kadar ne gerekiyorsa tek başına halletmiş bir şahsiyet aynı zamanda. Eh İran ın ilk resmi, plak şirketli metal albümünü çıkaran ismi olması da şaşırılmayacak başka bir özelliği 79 doğumlu abimizin. Üstüne üstlük, Barışarock 2007′de sahneyi şenlendiren isimlerden bir tanesi olması da belki hatırlayabileceğiniz bir başka özelliği.
Progressive metal/rock kisvesi altında müziğini yayan Farzad esasında bir gitar virtüözü. İranlı olmanın hediyesi olarak kocaman bir kültür hazinesinin üzerinde oturmasını fırsat bilip bol kepçe bir etnik sosu batının gitarıyla güzelce harmanlayan, fusion topraklarında at koşturan bir müzisyen de diyebiliriz kendisi için, tef, darbuka, tabla, sitar gibi bilumum etnik çalgının yanında 7 telli elektro gitarı ile cambazlıklar yapan yetenekli bir insan da.
Şimdi işin en güzel, Farzad’ın gözlerinden en öpülesi yanına gelelim. Şu ana kadar 3 tane albüme imza atan sanatçı bütün albümlerini ücretsiz olarak web sitesinden dağıtıyor ve dinletiyor. Bu fırsatı kaçırmıyor, komşuda pişer bize de düşer demekten kendimi alıkoyamıyorum.
[ » gerisi nerede ? ]

Son dönem Türk Rock piyasasını şenlendiren Yasemin Mori, Babylon sahnesinde. Fazla söze gerek yok, 19 Kasım akşamını doldurmak için en güzel sebeplerden bir tanesi, benden söylemesi.
* resim: mehmet turgut
Bildiğiniz gibi Deftones şu sıralar stüdyoda yeni albümü Eros için ter dökmekte. Eh stüdyo anılarını kendilerine saklamamışlar, bölüm bölüm paylaşıyorlar, her cuma bir tane. Haliyle bize düşen de izlemek oluyor. Buyrun, yayınlanan ilk 3 bölüm, “Lost” çılgınlığında takip ediniz: