Olur ya İsveç e yolunuz düşer ve üstüne üstlük In Flames‘in stüdyolarının, nam-ı diğer IF Studios, önünden geçerseniz ve tesadüf bu ya, bir de stüdyonun ışıkları yanıyor olursa bilin ki içeride Diablo Swing Orchestra yeni albüm kaydıyla uğraşıyor. Işıklar sönükse yapacak bir şey yok.
“Sing-Along Songs For the Damned & Delirious” ismiyle Eylül ayında çıkacak albüm, The Butcher’s Ballroom sonrası müthiş bir merak uyandırıyor kuşkusuz. Hiç değilse benim için öyle, pek severim kendilerini.
Ne demiştik ? An itibariyle davul ve gitar kayıtları ile cebelleşen grup, yeni albüm için bir de misafir çağırmış. Kosma Ranuer, bariton vokali ile iki şarkıya renk katacakmış. Eh, sabırsızlığımı arttırmaktan başka bir etki yaptığı söylenemez. Bakalım, pazar günü birkaç fotoğraf görebileceğiz sanırım stüdyodan.
Bütün bunlardan sonra, Özgür‘ün ellerinden leziz bir Diablo Swing Orchestra röportajı afiyetle okunur bence.

Sahneyi her anlamda kaplayan grup. Metal müziğin bilindik tınısına, senfoninin itici gücünü ekleyen Haggard ultra sempatik elemanları ve güzel sopranoları ile de sahnede izlenmeyi en fazla hak eden gruplardan ;) Senfonik metal müziğin bu dev grubunun şovunda orada olmak dileğiyle.
[ » gerisi nerede ? ]

Tarja nın kendinin bile anlam veremediği olaylı şutlanışından sonra Finlandiya nın medarı iftiharı Nightwish in yeni sesinin kim olacağı yeni albümün neye benzeyeceği büyük bir merak konusuydu. Sonunda Anette Olzon Tarja Turunen in yerini aldı, yeni albüm çıktı hatta birden fazla klip bile çekildi. Üçüncüsü de yoldaymış onu da belirtmek lazım.
Asıl merak edilen konu Tarja nın kalkmasıyla gönlümüzde boş kalan sandalyeye yeni solistin oturup oturamayacağıydı. Aslında Tarja sız bir Nightwish ne kadar Nightwish olabilir orası ayrı bir tartışma konusu.
Esasında ben Anette yı pek sevmedim. Yani Tarja gibi bir vokalin varken Anette yı almak, attan inip eşeğe binmek tarzı garip bir olay. Tarja nın o opera eğitiminde şekillenmiş, geniş aralıklı sesi ile Anette nın vokali arasında dağlar kadar fark var. Ama gelin görün ki Anette lı Nightwish kuşkusuz Tarja lı dönemden daha fazla kişiye ulaşacak. Anette nın sesi, tarzı, sevimli ve sıcak kanlı hareketleri sayesinde Nightwish in müziği daha fazla kişi tarafından dinlenebilir duruma gelmiş. Aslında Tarja yı sevmeyen sayısı pek de az değildi ama ben pek severdim kendisini.
Kim sever kim sevmez orası zevk meselesi ama senfonik rock gruplarına en az bir soprano pek yakışıyor. Hatta gothic metalciler arasında bile soprano vokal pek moda. Neyse Anette ile görüntüsel kayıp değil kazanç olsa da Tarja nın yerini tutması gibi bir durum söz konusu değil benim gözümde.
Neyse bir de siz dinleyin bir karar verin bakalım.
[ » gerisi nerede ? ]

Arkadan klasik müzik tınıları gelirken gitarların sesiyle irkilip, giren brutal vokalle suratınıza bir tokat yemiş gibi olmadıysanız… güzel! Hollenthon tam size göre.
Hollenthon u dinlemek için birçok sebep bulabilirsiniz; bir albümden en az 5 farklı albüm tadı almak için, farklı türlerinin harmanlanmasını görmek için, içinde sizden bir şeyler olduğu hissettiğiniz için ya da sadece kaliteli bi şeyler dinlemek için.
Bu grubu ilk dinlediğimde gözümde 6 kişi olarak canlandırmıştım bu adamlar 6 kişi vardır diyordum ama yanılmışım, meğer bütün bu işler Martin Schirenc in başının altından çıkıyormuş. Esasında ilk olarak solo bir proje olarak başlatmış fakat sonraları bütün zamanını alan, tek amacı olmuş çıkmış. Gitar, bas, klavye ne varsa oturup kendi stüdyosunda kaydetmiş ve davullar için arkadaşı Mike Groeger den yardım alımış. Şarkı sözleri ve bayan vokaller de hayat arkadaşı Elena nın eseri.
Martin, Hollenthon için öyle bir formül kullanıyor ki, albümün içine azıcık ucundan black metal, yer yer thrash, yeterince senfonik öğe, bolca da death metal katmış, yoğun olarak da etnik öğeler kullanmış. Ortaya ilk olarak mükemmel eser Domus Mundi çıkmış. Kendileri 8 parçadan oluşuyor ve 1999 yılında Dünya ya gelmiş. 2001 yılında ise ortaya yarmış eser With Vilest of Worms To Dwell çıkmış. 8 kez hayrete düşüren bir başyapıt.
Müziğin insanları 3 şekilde etkilediğini düşünüyorum. Kalben, beynen ve kulak olarak. Kulaksal derken müziğin kulaktan öteye geçememesinden bahsediyorum. Bu yüzden kulaksal etkilemeyi daha çok pop sanatçıları yapıyor. Altta oynak bir melodi, üzerine yaz bi şeyler tamam, dinletmesini de biliyorlar adından belli popüler olan bu işte. Beyne hitap edenlerse daha çok teknik açıdan üstün, ders alma niteliğinde ya da sadece vaşş demek için dinlediğimiz şarkılar, gruplar. Kalbe hitap edenlerse duygu gücü yüksek,vurucu, hissettiren parçalar. Genelde winamp ın bile çalmaktan sıkıldığı ama dile getiremediği, ulen bütün bu dünya sahne ben de üzerindeki oyunculardan biriysem aha işte benim yaşamımın film müziği ( soundtrack ?) bu dediğim parçalar genelde bu kategoride.Tabi bunların hepsini birer küme olarak düşünürsek kesişim yaptığı yerler: başyapıt, iki kişiysek bu bizim şarkımız dediğimiz parçalar tarafından doldurulmuştur.
Bu sıcaklar bir beni mi mayıştırıyor anlamadım. Yaz aylarında albümler patlama yapıyor işte. Yeni bir tanesi daha geldi, The Divine Conspiracy Epica dan. Aslında 7 eylül gibi çıkması düşünülüyor, e internette takvim ilerden gidiyor ;)
Kısa bir bakış atmak gerekirse. Epica nın senfonik etkili gothic metalı son albümde iyice olgunlaşmış. Senfonik etkiler iyice kendini belli eder olmuş. Simone nun vokalinin yanına bir de brutal vokallerde Sander Gommans konuk olmuş. Davulcu da değişmiş ve davullar ilk iki albüme göre farklılık arzediyor bu yüzden. Geri vokaller ve brutal vokaller yakışmış. Konu dinler olunca etnik çalgılar da giriyor işin içine.Epica nın ilk konsept albümü olma özelliğini de taşıyan the divine conspiracy de dinler irdelenmiş, bütün dinler aynı noktada buluşur mu acaba araştırılmış, facade of reality ve phantom agony nin devamı niteliğinde bir albüm yani.Neyse bir kaç parçayı yayınlayalım zira albüm benim için de uzun uzadıya yazamayacağım kadar yeni…