
Ehehe hoş geldin yeni yıl, mutlu yıllar falan filan.. ama durun, hey! Olay o değil ki… En önemli yıl sonu etkinliğini atladım, her ne kadar bir halta yaramasada “En İyi Albümler” listesini hazırlamadım, yeni yıla girsem ne olacak ?!
Takvimin işleyişine de akıl sır erdiremiyorum ha, güya yeni yılın zamanı fi tarihinden beri belli, bir gün 24 saat filan.. Yeni yıl şakkadanak karşımıza nasıl çıkıyor o zaman ? Daha dün gibi 31 Aralık 2008.
Neyse ki yeni yıla girmeden önce “en iyi” listeleri yapılıyorsa yeni yıla girdikten sonra da “geçen yıl neler oldu” gibi listeler yapılıyor. Hem de sıkıcılıkta birbirlerine gözle görülür bir fark atamıyor bu iki liste türü. Ee o zaman kaçırdığım bir şey yok hemen sıralamaya başlayalım; 2009′da en çok hangi albümler / şarkılar dinlendi ?
[ » gerisi nerede ? ]
Bu senenin en heyecan verici albümlerinden birinin, Alice in Chains – Black Gives Way to Blue nun albüm kapağı görücüye çıktı. Belki uslu durursak şarkı listesini bile görebiliriz demeye gerek kalmadan, şarkı listesini de yayınlamışlar. OMG!
Albüm kapağı ve ilk single Uprising. Başlar başlamaz aklıma, önünü alamadığım bir şekilde, Seviyorum Sevmiyorum‘u getirdi ki bu pek hayra alamet olmasa gerek. Kullandıkları elektronik zımbırtıların dozajı yakında altın vuruş yaptıracak bu gruba.
Dead Girls and Other Stories. İnternette amaçsızca fink atarken rastladım. Sadece ismini biliyorum bu grubun zaten ilgimi çeken de isimleri, post-rock grubu olabileceklerini tahmin ederek tıkladım ama değillerdi. Her ne kadar bir şarkılarını dinlemiş olsam da uzun süre idare edecek gibi beni.
Standart bir google araması pek sonuç döndürmedi haklarında. İki albümleri varmış ama dediğim gibi, bırakın albümü tek şarkılarını dinledim ben, o da Fly! Tatlı tatlı giderken birden ortalık karışacak sandım ama avucumu yaladım, ikinci bölüm belki biraz haklı çıkardı gerçi.
Dead Girls And Other Stories – Fly
Madem başladık, Dexter ile hayatıma giren The Pierces – Secret ile devam edelim çünkü birbirlerini çeken şarkılar bunlar. Sahi, Dexter Jr.‘ı gördünüz mü ? Artık başlasın yahu şu yeni sezon.
İki oldu, üçe tamamlamadan bırakmam. Pek yaza uygun gitmiyoruz ama sırayı ve anlamı bozmadan devam edelim. Lacuna Coil son darbeyi indirsin ne dersiniz ?
Porcupine Tree, 10. stüdyo albümünün isminin “The Incident” olacağını açıkladı. Böyle şak diye söylerim işte.
Albüme ismini veren, devasa boyuttaki “The Incident” isimli parça, 55 dakikalık bir eser olacakmış. Şimdiden “şaheser” olacak diyesim geliyor. Albümün diğer CD’si ise Flicker, Bonnie the Cat, Black Dahlia ve Remember Me Lover isminde 4 parçayı barındıracakmış.
İster istemez bir Edge of Sanity mucizesi, Crimson‘ı hatırlatan bu yeni albüm insanı heyecanlandırmaz da ne yapar ?! Hele bahsettiğimiz isim Porcupine Tree olunca beklentiler tavan yapıyor tabii. En iyisi albümün çıkış tarihi 21 Ekim 14 Eylül deyip sayılı gün teoremine dayanalım.
Sağ tarafta Lasse Hoile tarafından fotoğraflanmış, Carl Glover tarafından tasarlanmış kapağı görmektesiniz. Yani üzerine Porcupine Tree ve The Incident eklenmiş olanı.
Biraz da bu albüm nasıl kaydedilmiş ona bakalım. Gerçi bu videolar o kadar kısa oluyor ki sinir yapmaktan fazlasına yaramıyor.
Önce gözlerinizi kapatın. Aklınıza ünlü Progressive Rock gruplarını getirin. Psychedelic yollara bile sapabilirsiniz. Camel, Rush, Pink Floyd, Porcupine Tree hatta Ozric Tentacles. Hmm iddialı bir liste oldu. Sonra hayli seyreltin bu elinizdekileri, günümüz anlayışıyla tekrar yoğurun, elektronik müzik ile tatlandırın. Bütün bunları yaptıktan sonra, sanırım karşınıza Pure Reason Revolution – The Dark Third albümü çıkacaktır.
Pure Reason Revolution İngiliz bir grup. Bazılarına göre, bir grup İngiliz ise gerisi teferruattan ibarettir. Bir İngiliz veya İrlandalı, hadi İskoç, kıyak bir aksanla, sadece konuşsa bile, oh çok melodik konuşuyor olur, bir de üstüne şarkı mı söylüyor ? Oh mis mis. Esasen çok yanlış bir görüş de değil hehe fakat abartanlara, Gerard Butler, Jason Statham ve James Nesbitt üçlüsünden esaslı bir dayak gelsin. İhanetin dayanılmaz ağırlığı onları kendilerine getirir.
[ » gerisi nerede ? ]
Bu Fransızlar ilginç adamlar. Havasından mıdır suyundan mıdır yoksa öpücüğünden midir ki bence en büyük etken, biraz Fransa’da kalanı aşk adamına çevirmesini iyi biliyorlar. Son vukuatları, Iggy Pop‘u tanınmaz hale getirmek…
Minumum kıyafet, maksimum hareket düsturunu hayatına monte etmiş Iggy, yeni albümü Préliminaires için rotayı jazz topraklarına çevirmiş. Arıza Fransız yazar Michel Houellebecq ile geçirdiği günler ardından ortaya çıkan yeni albüm gerçekten farklı. Ne dersiniz, deli deliyi görünce çomağını sakladı da Iggy Pop öyle mi uslandı(!) ? Artık ikinci adım olarak, kravatlı, ceketli pozlar bekliyoruz kendisinden derken kravatsız bile olsa sol tarafa bir adet fotoğrafını ekledim. Bittabi yeni albüm için çekilmiş.

fotoğraf: theprodigy.com
Merhaba.
Adım Ömer ve ben bir kola bağımlısıyım.
2.5 litrelik kola şisesi bile benden uzunken kola içtiğimi düşünürsek çok yanlış bir cümle olmaz. Gerçi birkaç senedir aramız iyi değil ya neyse şimdi asıl konumuz Rock’n Coke 2009.
Önce itiraflar;
Coca Cola’ya olan aşkımın tam karşısında Rock’n Coke karşıtlığım da olmadı değil. Müziğin geri planda olduğu bir festivaldi benim gözümde Rock’n Coke. Çok itici bu benim için. Çadırından dışarı attığı ilk adımı podyuma attığını zanneden çok fazla katılımcıları var. Bu konuyu, Coca Cola safından, Devletşah ve Nazlı ile konuşabildiğime mutluyum doğrusu. Kendilerine hak vermeye başladım diyebilirim. Dışarıdan konuşmanın ne kadar kolay olduğunu bir kere daha görmüş oldum yine. Bunca senenin sonunda ellerinde böyle bir seyirci var ve talepleri karşılamanın üzerine fazlasını koymak için çalışıyorlar.
“Rock’n Coke 2009 Blogger Buluşması” başlıklı bir etkinlik oldu geçenlerde biraz ona bakalım;
[ » gerisi nerede ? ]
Olur ya İsveç e yolunuz düşer ve üstüne üstlük In Flames‘in stüdyolarının, nam-ı diğer IF Studios, önünden geçerseniz ve tesadüf bu ya, bir de stüdyonun ışıkları yanıyor olursa bilin ki içeride Diablo Swing Orchestra yeni albüm kaydıyla uğraşıyor. Işıklar sönükse yapacak bir şey yok.
“Sing-Along Songs For the Damned & Delirious” ismiyle Eylül ayında çıkacak albüm, The Butcher’s Ballroom sonrası müthiş bir merak uyandırıyor kuşkusuz. Hiç değilse benim için öyle, pek severim kendilerini.
Ne demiştik ? An itibariyle davul ve gitar kayıtları ile cebelleşen grup, yeni albüm için bir de misafir çağırmış. Kosma Ranuer, bariton vokali ile iki şarkıya renk katacakmış. Eh, sabırsızlığımı arttırmaktan başka bir etki yaptığı söylenemez. Bakalım, pazar günü birkaç fotoğraf görebileceğiz sanırım stüdyodan.
Bütün bunlardan sonra, Özgür‘ün ellerinden leziz bir Diablo Swing Orchestra röportajı afiyetle okunur bence.
İnsana demezler mi sen önce yarım bıraktığın serileri bitir! Terbiyesiz!! diye…
Hatasının farkında olmayan fütursuz çocuk modunda hemen konuya giriyor; “ne insanlar gördüm üstünde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok” tandanslı konseptimize, “ne olursan ol yine gel” merkezli bir düşünce yapısı ile yaklaşıp, tür kaygısı olmadan, aa bak ben bu albümü çok sevdim, üstüne kapağına da bayılınca… Aslında kestirme yoldan gidersek, sırf ortaya bir yazı dizisi çıksın diye bu başlık altında, bir grup, bir albüm ve birkaç mp3′den oluşan minik yazılar yazma amacındayım. Yani, alışık olmadığımız bir şey değil. Tamam, dağılabilirsiniz.
2008 yılının ıskaladığım albümlerinden, pg.lost icadı It’s Not Me, It’s You! ile serinin ilk yazısına başlayalım:
Post-rock kazan, ben kepçe gezdiğim şu günlerde başka bir grupla çıkagelmem beni bile şaşırtacaktı doğrusu. Olayın İsveç’te vuku bulması ise bünyede, ehehe bildiğimiz topraklar yavrum hissi uyandırıyor ki yazarken muazzam bir rahatlık hissi veriyor. Aslında lafı hiç uzatmak niyetinde değilim, o yüzden bu saçma sapan ego tatmin laflarını bir yana bırakırsam geriye sadece pg.lost tayfasının Explosions in the Sky kuvvetinde müziğiyle, Sigur Ros matemi arasında gidip gelen ezgileri kalıyor.
Bu arada, grup elemanları yeni albüm çalışmalarına son sürat devam ettiklerinden, pg.lost lafzı ilerleyen günlerde de 110 desibel sayfalarında olacak efendim, şimdiden söyleyeyim dedim.
Evet Nine Inch Nails çıldırmış olmalı. Çünkü büyük, gerçekten büyük yer tutan bir veriyi torrent olarak internete ve hayranlarınıza armağan edeceksiniz. Ohyş!
Şimdi biraz daha detaya gireyim. Büyük çok büyük dosya olarak bahsettiğim, 100 değil 200 değil 300 değil tam 405 GB (ahaha hepimizin çocukluk hayali bu kalıbı cümle içinde kullanmak) yer kaplayan devasa boyutta 3 konserden oluşan bir footage.
Tamam, geçenlerde albümlerini ücretsiz dağıttıklarında şaşırmamıştım. Süper internet siteleri bana kalp krizi geçirtmemişti, flickr da pro hesap alıp tur fotoğraflarını kocaman boyutlarda paylaşmaları görülmemiş şey değildi (ki şimdilik bir adet fotoğrafları sol tarafta blogumu süslüyor) fakat 405 gblik el değmemiş, montajlanmamış konser görüntüsünü grubun bizzat paylaşması çok hoş… Gerçekten çok hoş…
Nereye sığacağı, ülkemizin süper hızlı interneti ile ne kadar zamanda ineceği mühim değil. 3 farklı konser kaydı, buyrun buradan yakın:
[ » gerisi nerede ? ]