769 yazı yazdıktan sonra artık ilk sticky postumu yapıştırabilirim sanırım.
Yaklaşık bir sene önce Farzad Golpayegani hakkında bir yazı yazmıştım. Kendisi haftaya İstanbul’a gelecekmiş. Ne yazık ki konser vermek için değil. Haberiniz olabilir zira myspace üzerinden haberdar etmişti. Neyse, kendisinin yardıma ihtiyacı var: Uygun bir daire arıyor; şehir merkezinde kiralık, temiz. Böyle bir ev bilen varsa bana veya direkt kendisine ulaşabilir. Gerçi, ben yanımda misafir ederim bir süre ne olacak diyenler çıkarsa (ki yazının esas amacı budur) daha süper olur. Hatta en süperi bu olur.
Neden geldiğini ben de merak ettim doğrusu. “Hayırdır ?” diye sorduğumda, İran’da konser dahil birçok aktiviteye izin verilmediğini bu yüzden Türkiye’ye yerleşmeyi düşündüğünü söyledi. Tanıdık. Kesin kararını verdikten sonra gelsin konserler, gitsin sergiler durumu olacaktır. Sanatın ve sanatçının dostlarına duyurulur.
Arkadaş arası sohbetlerde, üç buçuk atmak neymiş, biz karesini aldırıyoruz dediklerini öğrendiğimiz Norveçli amcalar yeni şarkılarını göndermişler. Direkt bana göndermediler tabii, bi’ arkadaşım var o aldı.
Rize’de 110desibel için sela okutulmuş denince bir koşu atladım geldim. Daha ölmedik canım.
Sahnelerden uzak kalmanın vermiş olduğu çaresizlikle, eski haberleri yeni göstermek gibi bir hakkım var sanırım. Çifte felaket! Güya çaktırmıyorum ama müessesemizde bu iş zaten itinayla yapılıyor yıllardır.


Mesela Devin Townsend versem ? Zamanında, “kelim ama saç bende” diyebilen şanslı azınlık içerisindeki bu müstesna adam, hayatının en yumuşak albümü ile en sert albümü arasında bir yerlerde dolaşacak gibi gözüken “Addicted” albümünden “Universe In A Ball” isimli şarkıyı internet alemine saldı.(mıştı)
Hadi bakalım.

“Her güzel şeyin bir sonu vardır” cümlesi ile başlayan veda yazısını, “her son bir başlangıçtır” şeklinde noktalayan Nettlethrone elemanları, işbu yazıda en azından bir mitoz geçirecekleri müjdesini vermişlerdi. Gel zaman, git zaman biraz habersiz kaldık gelişmelerden, sahi ne oldu bu yeni gruplara ?
Bildiğim kadarıyla Burial Invocation gölgelerden halen çıkmadı ama Mental Implant‘in yeni albümü gün sayıyor. Gerçi Cem’in söylediğine göre “demo desen değil, albüm desen hiç değil, en iyisi CD demek” ama “yeni albüm geliyor” deyince daha heyecanlı oluyor, illa gerçeği isteyenler için mini albüm demek en iyisi.
Nettlethrone müziğini biraz daha günümüze yakınlaştırdığı için eski hayranların hiç yadırgamayacağı hatta Nazmi Can Doğan ve Oral Akyol‘lu Latitude & Longitude ile iyice coşacağını göz önüne alsak da – myspace’den dinleyebileceğiniz – Zenith grup hakkında daha kapsamlı bir fikir verecektir.
Albümü ne zaman, nereden edineceğiz ? vs gibi sorular en hızlı myspace üzerinden cevap bulacaktır, sabırsızlanan parmaklar için myspace linki cümlenin sonunda.
MÜ-YAP’ı protesto etmek için bu görselin yazıcıdan çıktısını alıp boş bir CD kapağına yerleştiriyoruz ve 23 Eylül Çarşamba sabah saatlerinden itibaren Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresine postalıyoruz! Bu bir “gerilla hareketi”dir ve MÜ-YAP’a yüzlerce, binlerce protesto CD’si ulaşacak. Eylem yalnızca bu “real spam” hareketiyle sınırlı kalmayacak, bunun ardından daha pek çok şey de yapılacak.

Desteğinizi esirgemeyin ve bunu olabildiğince çok yerde duyurun. Bu yazıyı kesmek, biçmek, kopyalamak serbesttir.
ARTIK TEPKİSİZ KALMAYIN!!!”
Okuma listesi:


Mikael Åkerfeldt, solo albüm hazırlığındaymış. Sabahın köründe halen yazı yazmaya devam etmemin sebebi bu olay. Böyle motivasyonu her haber veremez.
Opeth ile bizi duygudan duyguya atlatan, karmaşık bir müzik yapan Mikael’ın solo albümü akustik ve oldukça sade olacakmış. Kolay çalınabilir, kolay dinlenebilir. Fena halde Nick Drake etkisinde kaldığını söyleyen Mikael bu sefer bizi süründürecek bir albüm yapacak gibi.
Slayer, tilkileri bile metalhead kıvamına getirecek yeni fikriyle karşımızda: Dörde bölünmüş albüm kapağı… İki farklı kapakla çıkan dergi gibisin Slayer!

Şimdi Teoman‘dan bi Paramparça çalardım ama neyse, çirkinleşmeyelim.
[ » gerisi nerede ? ]
En saçma post başlıkları kategorisine aday bir başka yazıyla karşınızdayım.
Katatonia olsun, Between the Buried and Me olsun, Pelican olsun hatta Converge ve Atreyu olsun, yeni singleları ile görücüye çıkmış efendim bunlar. Bir değil, iki değil, beş tane grup aynı anda, aynı yazı içerisinde. El insaf, iki karpuz bile bir koltuğa sığmazken…

Yasin paslayınca yine bir “İsveçli Grup Vakası” ile karşı karşıya kaldım. Neyse ki bu gibi olayları çözen güzel bir koşul cümlem var; İsveçliyse at sepete!
Dinleyince vokal Magnus‘un Chris Cornell süper ama Phil Anselmo olasım var dediğini duymak zor değil. Aslında sesi tam Ben Wells (Bir başka Yasin tavsiyesi Black Stone Cherry vokalisti) renginde. Eh Pantera, Down ve Alice In Chains sevdalarıyla birlikte, hard rock ile metal arasına köprü kurma misyonunu sırtlarına yükleyince “Ground Mower” oluvermişler. Daha çok Amerika’nın kuzeyi ile güneyini birleştirmeye çalışır bir halleri var ama…