Google arama motorundan daha öte artık. Ulen ne sorsam biliyo şerro kıvamına gelmiş bir sanal dost o. Hemen her bilgiyi içinde barındıran bu hazinenin anahtarını nasıl çevirirseniz karşınıza o kadar farklı bilgiler çıkartıyor.
PHP öğrenmeye çalıştığım şu sıcak yaz günlerinde – internette örnekleri olsa da – şöyle bi şey çıktı ortaya. (Çok çok az php barındırsa da :) )Google ile internette dolaşan mp3 leri yakalamaya yarayan bir aparat. Nasıl yani ? Siz parçanın adını veya söyleyen şahsiyeti ya da şahsiyetleri yazıyorsunuz Google da buluyor. Müzik aramak için özelleştirilmiş google da denebilir bi anlamda.
Denemek isterseniz tam şurada
Grubun erkek sesi Mete nin Survivor a katılmasıyla concon kesim arasında en fazla tanınan türkiş metal grup olmasıyla beraber gothic metal denince de akla gelen ilk Türk grubudur kendileri. İlk doom esintili gothic albümleri Unique ile övgüleri sonuna kadar hak etmiş bir gruptur ayrıca. İlk albümdeki Archangel’s Touch, Lust & Innocence gibi parçalarla benim de içinde bulunduğum bir gruba oyyş dedirtmeyi bilmişlerdir. Şimdi de yeni albümleri Dialectique ile görücüye çıktılar. Bu albüm sayesinde yeni nesil, modern gotik metali sevmediğimi anladım :)
Dialectique bir tesadüf eseri grubun iki söz yazarı Mete ve Özge nin tesadüf eseri “kadın” üzerine sözler yazmalarıyla kadını anlatan bir konsept albüm olmuş. Unique ye göre daha elektronik altyapılı, looplu mooplu hayli modern bir kayıt aşamasına maruz kalmış, dünya ile yarışır, muasır medeniyetler seviyesine çoktan gelmiş bir albüm olmuş. [ » gerisi nerede ? ]
2008 yılında çıkması beklenen yeni Metallica albümünün demo kayıtlarını ilk dinleyen kişilerden olan Velvet Revolver davulcusu Matt Sorum dinledikten sonra “vuhuuu ne yaptınız olm siz” tarzında bir yorum yapmış şöyle ki ;
“Lars iyi arkadaşım. Bana demoyu San Francisco’da dinletti ve gerçekten kafayı yediklerini düşündüm. Gülünç buldum. Tamam yaşlanınca yavaşlama diye bir laf var ama yaşlanınca iki katı hızlı ol diye bir laf yok ki. Bunları canlı nasıl çalacaklar hiç bilmiyorum. 8 – 10 dakikalık, içinde sürekli ritmi değişen parçalar. Her şeyi metronomsuz falan ham haliyle kaydediyorlar. Lars bana bütün gün ölümüne çaldığını ve acayip yorulduğunu söylüyor. Onlar için heyecanlanıyorum.”
[vsl]
Zaten James “St. Anger öfkeli bir tepki albümüydü pek beğendiğimiz söylenemez ama yeni albümümüzü kaydederken hep bu yeterince iyi değil hadi daha iyisini yapalım diye birbirimizi gazlıyoruz, hedef mükemmele ulaşmak” diyor.
Bonus olarak Nothing Else Matters Live Earth performansı ;)

Bu blogun amaçlarından bir tanesini daha yerine getirmek adına yerli grupları tanıtma görevine ” modifiye isimler ” formatıyla başlamış bulunmaktayım. Daha önce Disenchant a yer vermiştim zaten. Bundan sonra da belli aralıklarla rock ve metal türlerinde müzik icra eden grupların üzerinde ahanda buradan ahkam kesmek istiyorum. Grupları benim dinlediğim alt türlerle kısıtlamak istemiyorum tanıtım amacı ön planda ve benim zevkimin dışında birçok insan mevcut olduğundan alternatifinden black metaline kadar hemen her türü icra eden bana göre başarılı gruplara yer vermektir biricik gayem.
Bu türünün ilk örneği olacağı için yukarıdaki gibi bir bilgilendirme zımbırtısını iliştirdim ve hemen Nükleer Başlıklı Kız a geçiyorum.
Görüldüğü gibi Kırmızı Başlıklı Kız ın modifiye edilmiş haliyle karşımıza çıkmış grup. Vokallerde Billur Yapıcı, gitarda Ege Tülek, bas gitarda Berkay Yılmaz ve davulda Özgür Akman dan oluşuyor NBK. İsimleri hayli ilgi çekici olduğundan adları ilk duyulduğunda nasıl bir müzik yaptıkları daha bir merak uyandırıcı oluyor şüphesiz. Ee nasıl o zaman derseniz kendi sözleriyle;
grubun tarzı her ne kadar alternatif olsa da bu kadarla sınırlanamaz.Nu-metalden de etkilenen grup, taviz vermeyen, belirli çizgileri olan müzikler yapmanın peşinde…
Geçenlerde bir arkadaşım sordu. ” Şu yeni bırrrlayan Müslüm Gürses in olduğu reklamdan önceki coca cola reklamlarında kimin şarkısı çalıyor ? Hani şu elinde şişe çeviren elemanların bolca olduğu sonra toplaşıp futbol maçı filan yaptıkları ? ” Biraz bakındım şarkıya ulaştım. Belki başkalarının da aklını kurcalıyordur diyerekten buraya ekleyeyim de yardımcı olduktan sonra tatmin olma duygum şişsin tavan yapsın.
Supergrass – Grace
Hazır elim değmişken rock’n coke 2007 nin reklamlarında çalan şarkıyı da yapıştırayım da kendimi iyice züpermen hissetmeye başlayayım. Kesin bahsi geçmiştir ama rastlayamamış ve halen ne bu şarkı diye didinen o bi kaç kişiyi de rahatlatmak adına ;
Franz Ferdinand – Take me out
Ee var mı başka reklam cıngılı merak eden ?
Müziğin insanları 3 şekilde etkilediğini düşünüyorum. Kalben, beynen ve kulak olarak. Kulaksal derken müziğin kulaktan öteye geçememesinden bahsediyorum. Bu yüzden kulaksal etkilemeyi daha çok pop sanatçıları yapıyor. Altta oynak bir melodi, üzerine yaz bi şeyler tamam, dinletmesini de biliyorlar adından belli popüler olan bu işte. Beyne hitap edenlerse daha çok teknik açıdan üstün, ders alma niteliğinde ya da sadece vaşş demek için dinlediğimiz şarkılar, gruplar. Kalbe hitap edenlerse duygu gücü yüksek,vurucu, hissettiren parçalar. Genelde winamp ın bile çalmaktan sıkıldığı ama dile getiremediği, ulen bütün bu dünya sahne ben de üzerindeki oyunculardan biriysem aha işte benim yaşamımın film müziği ( soundtrack ?) bu dediğim parçalar genelde bu kategoride.Tabi bunların hepsini birer küme olarak düşünürsek kesişim yaptığı yerler: başyapıt, iki kişiysek bu bizim şarkımız dediğimiz parçalar tarafından doldurulmuştur.
Şurada podcast nasıl hazırlanır başlıklı bir yazı yazmıştım, hakkında sayfasında ise podcast yapma isteğimden bahsetmiştim. Bu sebepten kendim hazırlıyomuş gibi sevdiğim bir podcastten bahsetmek istedim: Insomnia Radio Turkey. Türker Keskinpala sayesinde Türkiye kolu da faaliyete geçen bu podcast, hayallerimin programı diyebilirim.
İlk yayını tek başına sunan Türker ikinci yayında Hande yi de yanına almış, beraberce Türkiye nin bağımsız veya amatör gruplarını mercek altına alıyorlar. Hemen her bölümde 5 e yakın grubun birer şarkısını ve grup hakkında toplayabildikleri bilgileri paylaşıyorlar bizimle. Gayet keyifli 25-30 dakika süren programlar yapıyorlar. Şu ana kadar 5 bölümü yayınlanan podcast in devamı gelecek inş fakat işlerinin yoğunluğundan yayınlar arası süreler biraz uzayabiliyor. Şu ana kadar yayınladıkları bölümler ;
Bu sıcaklar bir beni mi mayıştırıyor anlamadım. Yaz aylarında albümler patlama yapıyor işte. Yeni bir tanesi daha geldi, The Divine Conspiracy Epica dan. Aslında 7 eylül gibi çıkması düşünülüyor, e internette takvim ilerden gidiyor ;)
Kısa bir bakış atmak gerekirse. Epica nın senfonik etkili gothic metalı son albümde iyice olgunlaşmış. Senfonik etkiler iyice kendini belli eder olmuş. Simone nun vokalinin yanına bir de brutal vokallerde Sander Gommans konuk olmuş. Davulcu da değişmiş ve davullar ilk iki albüme göre farklılık arzediyor bu yüzden. Geri vokaller ve brutal vokaller yakışmış. Konu dinler olunca etnik çalgılar da giriyor işin içine.Epica nın ilk konsept albümü olma özelliğini de taşıyan the divine conspiracy de dinler irdelenmiş, bütün dinler aynı noktada buluşur mu acaba araştırılmış, facade of reality ve phantom agony nin devamı niteliğinde bir albüm yani.Neyse bir kaç parçayı yayınlayalım zira albüm benim için de uzun uzadıya yazamayacağım kadar yeni…
Hmm yazıyı yazmaya başlamadan önce winamp ı açıp son albümü bir çakalım. Bi sn… Evet tamam hoparlörlerden Tomi nin sesi gelirken yazmaya devam edelim. Bir önceki albümlerinden önce (Eclipse) grubun o zamana kadar vokalistliğini üstlenmiş Pasi ayrılmış yerine turlar murlar olduğu için geçici olarak bilhassa soyadına bayıldığım Juha-Pekka Leppäluoto gelmişti. En sonunda Tomi Joutsen geldi vokal sorunu böylece çözüldü. Bu girizgahdan sonra Tomi nin Amorphis e ne kadar yakıştığını söylemek isterim.
Bildiğiniz gibi Amorphis death/doom metal ile çıktığı yoldan sapmıştı hafif sallandıktan sonra son iki albümdür devam ettiği yola girmek için sinyal verirken görülüyor. 2. albümleri Tales From the Thousand Lakes i yaptıktan sonra artis artis ortalıkta dolaşabilecek kıvama gelen Elegy ile de olumlu yanıtlar alan fakat hafiften biraz değişicem havası veren sonrasında gelen 2 albüm de brutal vokali kaldıran Amorphis, yumuşadı bu ne lan böyle tarzı yorumlar aldı.Fakat son 2 albümlerinde ne oluyo lan bunalımı içerisindeymiş de uyanmış tadı veriyorlar zira Eclipse ve son albüm Silent Waters eskiye dönüşe göz kırpan albümler. Eskiye dönüş derken Tales From the Thousand Lakes e nazaran daha yumuşak albümler tabi bunlar. O dönemleri özleyen özellikle brutal düşkünü hayranlar bu albümü de beğenmeme potansiyeline sahipler.
King Diamond un yeni albümü henüz elime düştü. Bi baktım şöyle daha kapaktan etkiledi, el kadar veledi de kanlı canlı koymuşlar kapağa… bildik king diamond ;) Son albümü yine çok sağlam olmuş, sololara kurban olası geliyor insanın pek leziz sololar barındırıyor yine albüm. Sesine diyecek yok zaten bilmem kaç oktav sesini yine çok iyi kullanmış, karanlık temalı bir albüm olmuş. Milletin ruhunu alan küçük bir kız var onunla cebelleşiyor King beyefendi. Bir kaç kez dinlemem lazım fakat çok yoğun hissediyorum kendimi ahh şu sıcaklar…
bir de parça çalalım tam olsun
Oturur bi yığın yetenekli adamı bir araya getirip hadi bakalım müzik yapın derseniz ne olur ? Ortaya süper bi şey çıkmaz mı ? Tamam, ya bu adamlar kendilerinden biraraya gelirlerse ne olur ? Zahmetsizce ortaya yine süper bir şey çıkar. İşte o şeylerden biri Disenchant. Müjdesini verdikleri ve ha çıktı ha çıkacak diye beklediğim ” Minds Corrupted ” dört gözle beklediğim albümlerden.
Yetenekli yerli grup arayışında ahanda buldum nidalarına sebep olan İzmirli progressive metal grubu, aldığı bütün övgüleri son damlasına kadar hakediyor. Kıskandıracak şekildeki enstrüman hakimiyetleri ile türünün en iyi örneklerinin şarkılarını süper coverlamakla yetinmeyen grup, ki bahsettiğimiz gruplar Dream Theater, Pain of Salvation, Tool gibi cover için büyük lokmalar… beste yapmakta da eline su dökülmeyecek kadar maheretli.
[ » gerisi nerede ? ]