
Öhöm. İzninizle bir hafta önce ettiğim bir lafı yemek istiyorum. Berbat ses sistemlerine artık alıştık demiştim. Peh! Konser zevkimin içine ettiler bu sefer. Hem de öyle böyle değil!
Gerçekten inanılmaz! Quo Vadis dinlemedik, izleyebildik sadece.
4 şarkıyı çekmişim fakat bunlardan ilk iki tanesi – ki setlist’in ilk iki parçası: Silence Calls The Storm ve Absolution oluyor – kullanılamaz, anlaşılabilir bir ses duyana aşk olsun kıvamındalar. Diğer ikisi, Dead Man’s Diary youtube tarafında (halen youtube videolarını izleyemiyoruz demeyin lütfen!), Mute Requiem ise blip.tv ekranlarında. Bu iki videoda da kayda değer bir şey yok, davul, hele ayaklar çalışmaya başlayınca sesi kapatabilirsiniz.
O geceye dönelim;
Patrice neler yaptı diyecek gelemeyenler ? Aslında çok bir fikrim yok zira davulları duyamadım! İnanılmaz değil mi ? Ama sempatik adam, geldiğiniz için teşekkürler deyip duruyordu konserden önce. Sonra, bir kısmını çekebildiğim Kemancı’nın duvarındaki, aynı zamanda yukarıdaki resmi, bütün Quo Vadis elemanlarını teker teker çağırıp, hey şuna bak diyerek gösterdi. Ayrıca deli gibi de Red Bull içiyordu, ee ama lazım.
Peki Roxanne nasıldı ? Parmakları izledik sayılır mı ? Perdesiz çalıyordu bi de. Yeni öğrenmemiş miydi yahu bu kız bass çalmayı ?
MAG pek yeni eleman sayılmaz ha ?
Trevor, kesinlikle sevimli adam ama bir Stephane karizması yok kendisinde orası aşikar. Seyirciyi coşturma konusunda eminim başarılı işler çıkartacaktır fakat Kemancı hayli tenhaydı o akşam.
Konser sonrasında yine sıcak, samimi anlar yaşandı. Gerçi konser sırasında bunalan Bart, yahu biz Kanada’dan geldik, soğuğa alışık adamlarız, burası cehennem gibi! diyerek veryansın etmişti, hatta başlık bile oldu yakarışı ya neyse biz konser sonrası sıcaklara geçelim. Konser sonrası resimler çektirildi, bol bol el sıkışıldı, hatta sohbetler dahi edildi. Bart, t-shirt alın nidaları eşliğinde, minik yeşil penalar dağıttı. Patrice bagetleri attı filan, hoş vakitlerdi.
Tabii hazır t-shirt konusu geçmişken hemen geniş adam itirazımı yapayım: En büyük XL t-shirt mü getirdiniz arkadaşım, getirseydiniz şöyle XXL filan, adam gibi alıp giyseydik cık cık cık
Bunun haricinde;
İki tane alt grup, Andarkan ve Decaying Purity izledik. Andarkan sorunsuz geçti bence, güzeldi. İlk grup olmaları dolayısıyla zaten kalabalık olmayan Kemancı nın en boş vaktine denk geldiler. Ses probleminin ise en az olduğu gruptular kanımca.
Decaying Purity, ses sisteminden darbe yiyen diğer bir gruptu o akşam. Gitarları duyan var mıydı bilmiyorum. Mikrofon kablosu da birkaç şarkıda dingilliğin en büyüğünü yaptı zaten. Deli Kadıköy tayfasının ise pek esamesi okunmuyordu.
Hal böyleydi dostlar. Quo Vadis’i çok bekledik, gelecek dediler sevindik, organizasyon el değiştirdi kuşkulandık, konser gecesi geldi yıkıldık ama sonuçta Quo Vadis izlemiş olduk! Ne olursa olsun! Ah Yanic ile Stéphan abiler de geleydi.
Ah Kemancı ah! Ortalığı inleten güçte sesler çıkarttın, kulaklarımızın içine ettin ama bir temiz ses veremedin. Demediler mi sana kontrolsüz güç güç değildir diye ?! Bir gelen, bir de gelmeyen pişman bir konser yaşattın bizlere.
bu yazıyı okuyan bunları da okudu
takvimler 8 Nisan 2009 , saatler 00:55 gosterirken yazmisim, metal kategorisine eklemisimandarkan, decaying purity, kemancı, konser, quo vadis
Bu yaziya yapilacak yorumlardan haberdar olmak icin RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Yorum Yapılmamış
Yorumlar için rss adresi